
“Bu ne benim ne de sizsiniz güzel prenses” dedi ve ejderhasına atlayıp uzaklaşmaya başladı
Zindanların efendisi hala vızır vızır konuşurken.
“İtiraf etmem gerekir ki;
Benim karanlık bir dünyam, binlerce leşim, yüzlerce eşim, bitmek bilmeyen bir işim var.
Benim mangal gibi yüreğim ve artık titreyen kırışık, kaba, nasır tutmuş ellerim var.
Defalarca kırılmış, ve hala içinde bir sürü azap dolu hikayeyi barındıran bir kalbim,
Sihirli bir değnek ile değişmeye hazır, oynak bir ruhum var.
Yüksek duvarların ardına gizlendim. Yaşadığım bunca hayat beni kendimden korkar hale getirdi.
Dünyayı bensiz bırakmak ve hiç karışmadan yükseklerde tek başına uçmak, yalnız dağların yüksek kulelerin, geceyi aydınlatan kocaman ayın dostu olmak hep işime geldi.
Şimdi karşıma çıktınız ve sizin için değişmemi bekliyorsunuz.
Büyük bir haksızlık değil mi?
Sizin türünüz için değişemeyecek kadar çok öldüm ve dirildim. Anka kuşlarına ders verdim.
Ben bildiğim gökyüzünde hükümdar olduğum zindanlarla ve kutsal yalnızlığımla gurur duyuyorum.
İşkence etmeyi öldürmeyi seviyorum.
Nedensiz savaşmayı, bir kaşık suda fırtına çıkarmayı seviyorum.
Bırakamam prenses. Bu kadar bulaşmış, karışmışken sizin için kendimi bırakamam.
Sizi uzaktan sevsem olmaz mı?”
Kralın devasa ve görkemli sarayındaki balkonda gökyüzüne hüzünlüce bakarken güzel prenses,
Zindanların efendisine seslendi:
“ Görkemli vücudun, güzel yüzün ve müthiş zekana rağmen, hiç gelişememişsin! Kibir gözlerini kana bürümüş, kendi zaferlerin için bir ejderha üzerinde çürür olmuşsun. Şimdi kaç kendi gerçeklerinden ve benim sevgimden! Yolun ve bahtın açık olsun…
Siyah kocaman ejderha inanılmaz bir ses çıkararak alevler püskürttü üzerinde zindanların efendisiyle.
Ve efendimiz hala bilmediği hükmetmediği bir sürü güzelliğin olduğunu fark etti…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder