21 Temmuz 2008 Pazartesi

Erişkin partileri...(istek partisi)


Dün gerçekten çok farklıydı, dedi Benjamin. Sadece iki saat uyumuş ve dört saat boyunca çılgın bir pisliği temizlemeye çalışmıştı. Attığı içki şişesinin haddi hesabı yoktu.
Kendi içindeki oturmuş ahlak yapısının çökmeye başladığını fark etti ikiz kuleler gibi. Giderek kirleniyordu. İstediği bu muydu acaba diye düşündü. Evine bir sürü insan çağırıp, damarlarına alkolü büyük bir hızla basıp, sanki bir “under world” yaşamın temsilcisiymiş, hatta lideriymiş gibi davranıp, bir sürü erkek ve kadının “dejenere” oyunlar oynamasını sağlamıştı. Enerjisi ve sinerjisi tüm insanları “extacy” almışçasına coşturuyor, konuyu hemen “ sekse” getirip, “ akılsız tayfasına ” bir an önce birbirini yemesi için gaz veriyordu. Sevgilisi olan, olmayan, dul, bekar hatta evli bir sürü insan, önceki partilerdeki gibi kaynaşmaya başlamıştı. Kirliydi herkes, ahlaksızdı! Aldatanlar, sevgilisiyle her günü aynı yaşamaktan sıkılıp bir gecelik macera arayanlar, gerçekten “aşkı” arayanlar, hiçbir şey aramayanlar, boşanmışlar, boşalmışlar, umduğunu bulanlar, bulamayanlar, güzeller, yakışıklılar, normaller ve sıradanlar; hepsi burada gözünün önünde, kendi ayarladığı oyunu oynamaya başlamışlardı. Bazıları, Benjamin’e göre en “akıllıları”, bunun bir oyun olduğunu anladılar. Daha çok keyif almak için, aslında olmadıkları insan olmaya çalışıp geceye renk kattılar. Ne kadar ahlaksız davranırlarsa o kadar oyunun tadı çıkacaktı, biliyordular.
Bu parti, bir gecelik hayattan kaçmak ve özgürlüğü kafalar karışmadan yaşamak için en uygun yerdi. Gece güzel, hafif esintili, şaraplar kaliteli, biralar soğuk, sohbetler iç gıcıklayıcıydı.
Herkes birbirine saldırmaya başladı. Bir masada sekiz kadın üç erkek, otuzlu yaşlarına rağmen şişe çevirip, birbirlerine saçma sorular soruyordu. “Sevişirken hiç oyuncak kullandın mı? Grup seks yaptın mı? Lezbiyen eylemlerin var mı? En son ne zaman seviştin? Benimle sevişir misin?” gibi sorular havada uçuşurken, bilinen, yaşanan ama gizlenen ve ona göre işemekten farkı olmayan sıradan eylem cümleleri, insanları heyecanlandırıyordu.
Başka bir odada, ne yaşamak istediklerini bilenler öpüşmeye başlamıştı bile. El hareketlerini gözlemlemek bile güzeldi; hep aşağıya hareketler, süper. Salonda masum insanlar grubu vardı; cesareti olmayanlar; Avrupa Birliği ve politika konuşanlar. Üst katta ev sahibinin odasında, yine sevgiye fiziksel özellikler katanlar, şömine odasında maç izleyenler, terasta ise içen ve gecenin tadını çıkaranlar vardı.
Benjamin ev sahipliğinin verdiği sorumlukla -ki zaten de kontrol abidesi bir insan olarak-, herkesin peşinden koşup, sorunlarla ilgilenip, içkileri tazeleyip, ilgisini çeken kadınla bile ilgilenemiyordu. Kontrol etmesi, hakim olması gereken bir sürü konu ve konuk vardı.
Oyunu başlatıp oynayamamak, kendi vicdanı içinde kayıp olamamak çok can sıkıcıydı. Aslında gece onun için çok daha güzel olabilirdi, sadece “az” güzel olarak bitti.
Geriye hayal kurmak, derin bir “of” çekmek, ev temizlemek, bulaşık yıkamak, ev arkadaşı ve dostuyla dedikodu yapmak kalmıştı.
“Tiko gördün mü? Tom Cruise, bu gece bu evden eli boş çıktı. Hahayyyt!!!”
“Yine büyük iş başardık!”

Hiç yorum yok: