
Bugün bu siteyi onun istediği gibi kullanmaya karar verdim en nihayetinde.
Günlük nedir? Neden tutulur? Nasıl konular içerir? Nasıl konuları içermez? Günde ne kadar yazılmalı? Her gün yazılmalı mı? Gibi bir sürü anket sorusu var aklımda.
Bu sorular ve sorunsallar içerisinde, ben saçmalamak istiyorum, gerçekten kötü anların genel olarak satırlarda yer aldığı bu günlük sayfalarında ben de kendime bağırmak, çağırmak, belki kızmak, belki kendimi dinlemek ve kendime akıl vermek istiyorum.
Hangi günlükte bugün çok güzel geçti, harika bir hava var, sevgilimle en mutlu günüm, ne güzel seviştik gibi sayfalar arka arkaya gelir ki? Yoksa, daha çok ayrılık, platoniklik, hüzün, acı, ölüm, hastalıklar, sevgisizlik ve göz yaşı üzerine midir yazılar?
Bir tartışma konusu da samimiyettir tabi ki günlük yazarken. Ne kadar samimiyiz o sayfalara veya internete yazarken. Kendi gizilimizi, kendi özelimizi okunama olasılığının korkusuyla ne kadar dürüst yazabiliriz ki? Daha da gizemlisi okunma ihtimalini düşünürken hatta okunmasını isterken sadece duyulması gerektiği gibi yazmaz mıyız gerçekleri, azıcık da olsa abartmaz, saptırmaz ve başlamaz mıyız ufacık yalanlar söylemeye?
İşte bu internet sayfası bir sürü duygunun yaşandığı son günlerde ortaya çıkmış, patlamaların, çatlamaların, dağılmaların, bazen birleşmelerin, hüzünlerin, gülmelerin, sarılmaların, tutuşmaların, hatta tutkuların, en önemlisi de geçiş dönemlerinin ortasında yazılmaya başlanmış ve aynı anda içerisinde bir sürü yalan, saptırma ve abartıyı gizlemiştir.
Peki bu sadece bana özgü bir tavır mıdır acaba? Sen, siz, onlar, dostlar, düşmanlar ve üstatlar, herkes çok mu dürüst davranıyor kendilerine?
Ben, bugün sizlere bir dürüstlük örneği gösteriyim en iyisi.
Ben bunca yaşanmışlık içerisinden sıyrılmıştım ne güzel. Kendi yaralarımı bir güzel onarmanın verdiği gururla yoluma devam ediyordum. Beğenmediğim bütün yanlarımı çöpe atmış, büyük bir alış veriş merkezinden, kendime yeni güzellikler almış ve onları istediğim ölçüde takmıştım zihnimin ve kalbimin üzerine. Oluyordum artık, iyi bir ben geliyordu uzun tünelin sonundaki aydınlığa. Mutluydum ve kendi en sıradan ve yalın halimdi ortaya çıkan en sonunda.
Hala öyleyim, hala aynı yolda dev adımlarla yürüyorum, hatta bir güzel insanın dediği gibi “planlar akıllı insanların hayalleriymiş” sözü gibi güzel hayaller kurup, doğru planlar yapmaya çalışıyorum. Peki neden şu an bendeki hüzün, nedir midemdeki kemirgen, nedir beni düşünmem gereken bunca şey varken, başka şeyleri düşündüren?
Aaaahh ahhhhh, oooffff ooofffff, zorsun sen gerçekten zorsun ama ben de kolay sayılmam ki. Devam adamım, dayan kalbim. Sen değilsen kim olabilir ki en güzel satırları bu günlüğe yazabilen?
En samimi davranmaya çalışabilen?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder