25 Ağustos 2008 Pazartesi

Uykusuz...(gece görüşmesi)


E: Alo?

K: Merhaba.

E: Uyandırmadım değil mi?

K: Yo hayır, ortalığı toparlıyordum; çocuklar yeni yattı da.
E: Çocuklar nasıl?

K: İyiler. Melis’in veli görüşmesi vardı bugün. Bütün öğretmenleri, onun hakkında çok olumlu konuştu. Burada olsan, onunla gurur duyardın. Kerem ise dişini düşürdü; çok komik gözüküyor. Yastığının altına koymasını söyledim. Bir şeyler yapacağız artık.

E: Kerem’i öyle hayal edebiliyorum. Bir 50 lira koyarsın yastığın altına. Melis ile her zaman gurur duydum zaten, annesine çekmiş. Peki sen nasılsın?

K: Daha iyiyim. Alışmaya başladım sensizliğe. Ya sen?

E: Seni özlüyorum.

K: Yine başlama lütfen.

E: Bir şeye başladığım yok. Sadece özlediğimi söyledim. Seni hep sevdim biliyorsun.

K. Biliyorum ama olmayınca olmuyor, bunu da sen biliyorsun.

E: Haklısın.

K: Artık kapatmam lazım. Kendine çok dikkat et, olur mu?

E: Ederim, sen de. Çocukları da öp benim için.

K: Olur. İyi geceler.

E: İyi geceler.


Birkaç kadeh viski ve uykusuz bir gece daha.


24 Ağustos 2008 Pazar

İlgi...(satın alma...)

Sebastian “O”na ilgi duydu.
Sebastian “O”na ilgi gösterdi.

“O”nun eski arkadaşının, arkadaşları geldiler.
Rahatsız oldular.
Normal.
Dedikodu yaptılar.

Normal.

Yorum yaptılar.

O da normal.

Daha önceleri hep olduğu gibi.
Bir türlü gitmediler.

Soru sordular.

Sorun oldular.

Kendi kendilerine cevap verdiler.

Çözüm buldular.


Sebastian çok sıkıldı.

Sebastian durdu düşündü.

Ve
Sebastian gitti.
Kimin eline ne geçti, bilinmez.

Kim mutlu oldu, söylenmez.

Kim bilir?

Kimse bilmez…


Yakında herkes aşkı sadece satın alacak…
Ben söyleyeyim de.

22 Ağustos 2008 Cuma

Dudak şiiri... ( yapışıyoruz...)


İçimizden hiç kimse, daha fazlasını istememişti hayattan.
Aramızdaki gizli bir anlaşmaydı sanki, daha akıllısını ve daha güzelini istememek.
Dizginlerimizi hep kontrol altında tutmak istiyor, birbirimize cesaret veriyorduk;

inandığımız doğruları haykırmak için.

Durmak, uzaktan bakmak, uzaktan sevmek ve hissettirmeden dokunmak.

Uzlaşamamak, anlatamamak.

Ama sürekli açıklamak.

Rüzgardan cümleler birbirine karışsa da, dalgalanmak hoşumuza gidiyordu.

Bu bağlılık bizi yalnız kılsa da toplumda, yürüyüşümüze aşık olmaktan kendimizi alamıyorduk.
En yalnız halimizde özgür ve bir o kadar çaresiz ve eşsizdik.
Derken “O” geldi.
Beni seçti.

Aldı, götürdü
(satamadan getirdi).
Nedense ilk defa durdurmadım, durduramadım; kaptırdım, kandıramadım.

Her gece sağlığına dua ettim.
Anlatamadım.

Ve demin gitti.
Kumsalda ayak izlerini bıraktı; herhangi bir gelgitte yok olana dek.
Kalbimde iz bıraktı; y
eni biri girene dek.
Ve ben şimdi çocukların yanındayım.

“Hadi len toplanın gidiyoruz, her dudağa yapışıyoruz...”

14 Ağustos 2008 Perşembe

Evde geçen gece...(bana geçen geçene...)



Bu evin bir büyüsü olduğuna inanıyorum.

Gizemli ve etkili bir büyü.

Beni benden farklı gösteren, hüzünlerimi gizleyen,

Sevinçlerimi abartan bir gücü var sanki.

Bir sürü kadın girdi odama, güzel ve akıllı kadınlar.

Mutlu anlar…

Bir sürü sıvıyı tükettik beraber.

Ve bir sürü kadın terketti beni,

Evin değişik köşelerinde.

Terasta uçuşan duygular, bırakıp gidişler ve

Büyük kısır döngüler.

Kalp kırıkları, muz kabukları,

Ruj izi olan sigaralarla dolu küllükler…

Büyüsünüde müyüsünü bilemem de,

Kıçım artık çok sızlıyor,

İyi ağarla, kolayca kaybet.

Hayatı harbet…

Yoruldum be kadınım yoruldum…

Dur bir gideyim de yatağımla sevişeyim!

Hemen dönücem...

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Dün gece...(yeni bir oyun...)


Dün gece oyun oynadım kendi kendime.
Bir sürü shut bardağına doldurdum cinleri,
Başladım sorular sormaya...
Kurallar çok basitti;
Soruları dürüst cevaplarsam, bir sonraki soruya geçecektim.
Kendime yalan söylersem hemen shut yapacaktım.
Çabucak şarhoş olmuşum!

Bir bıkkınlık var içimde, ta derinde...

12 Ağustos 2008 Salı

Kayıp olma korsanları...




İçimde, içimdeki bir sürü adamın sızmasına yetecek kadar alkol,

Çıldırmasına yetecek kadar düşünce balonu var.

Ve ben o heriflerin hepsinden tek tek tiksiniyorum.

Senin için kaçını öldürebilirim, kaçını sevebilirim veya kaçını akşam yemeğinde yiyebilirim, bilmiyorum.

Yanlarında püre ve güzel bir kırmızı şarapla iyi giderler herhalde.

Maalesef aynı kapta karıştık birbirimize.

Anın güzelleğine ruhlarımız hapis oldu.

Dudaklarımızdan bir sürü kelime ve sıvı bedenlerimize transfer olurken, aniden durduk.

Tek bir cümlenin içerisinde ben, kayıp oldum.

Şimdi her yer karanlık.

Üzgünüm…

Bir geceyarısı evimde, çok istediğim güzel bir kadın, mutfakta kendi kendine konuşmaya ve kendini hırpalamaya başladı. Ne kadar korkak olduğunu söylüyordu. Kalbi zamanında defalarca kırıldığından, kendi için herhangi bir yeni adım atmaktan ne kadar korkutuğunu haykırıyordu. Yanlışlıkla kulak misafiri oldum. Yanına gitmek istedim; sarılmak.

“Yav kardeşim; madem kendin için bu kadar korkaksın, gel ben sana cesaretlenmen için yardım edeyim” demek istedim.

“Bana güvenmen ve benimle yeniden denemen için ikna etmeye çalışayım” demek istedim.

Olmadı, gidemedim.

Nerede bende o cesaret!

Sadece sustum…

Zamanla kaybettim.

Aynı şimdiki gibi…

Daha çok uçuşuruz kül olup her çıkan rüzgarda ve ruhlarımız savrulur bilinmezliğe…

Ne yaşıyorsak hak ediyoruz!


6 Ağustos 2008 Çarşamba

Bozuk paraların hikayesi...


Kalbimin kırık dökük parçalarını yerden toplarken,

Duygularımı kaybettiğimi fark ettim.

Bedenlerine ruhlarına taptığım kadınları sevemez,

Geceleri uyuyamaz oldum.

Annemle vakit geçiremez, yatak döşek yatan anneannemin elini tutamaz,

Babamı arayamaz, kardeşimi öpemez oldum.

Uzun zamandır ağlamadığımı da fark ettim dün gece.

Bozuk paralarımı saçar gibi saçtığım sevgimin tükendiğini gördüm.

Genlerimin sonunda gerçekten doğru çalıştığı anın gizemine duyduğum büyük aşkı fark ettim.

Hoşuma gitti.

Artık” bencildim”.

Kendi ruhunun zevklerine tapan, başkalarının kendinden sonra geldiğini keşfetmiş,

İçindeki trafiğin karışıklığına aldırmadan,

“Ben mutlu muyum yoksa değil miyim?” sorusunu kendisine bir kere bile sormadan,

Azıcık planı, azıcık hayali, azıcık arkadaşı olan bir adam olup çıktım bu değişimin sonunda.

Gecelerce beraber olduğum kadınlar, aynı mekanlarda tanıştığım yeni insanlar, sıcak sohbetler,

Herkesin içerek, çekerek uçuşa geçtiği, birbirlerini öpmeye başladığı partiler, ahlaksızlıklar,

Bir erkek tarafından ısırılana kadar topluca girdiğim yataklar derken,

“ifrat” kelimesinin anlamını da öğrenmenin haklı mutluluğunu yaşıyorum.

Deneye deneye kendimi tanımaya çalışıyor, bu tanışmadan sonra gelişeceğime inanıyorum.

Yorgun bedenimin bu yorgunluğunu bir rica üzerine başlattığım “keşiş” hayatının bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Hızla nefes alırken çıkardığım su buharının kendi ördüğüm duvarlarda bıraktığı izi görünce şaşırıyorum.

Sular akmış, rüzgarlar esmiş, zaman geçmiş ve ben ne çok değişmişim.

Hayret!

Ve daha ne kadar çok değişeceğim.

Hassiktir!!!...