
5. Gün (Çarşamba)
Gece hiç uyumadan güneşli bir güne kalktım. Fırtına yerini sakin bir denize bırakmıştı. Kayıpları tespit ettik. Gövdede bir sürü kırık tahta, yelkenlerde yırtık, kalbimde hüzün, kıçımda büyük bir delik vardı. Birde iki kişi kaybetmiştik, Sebastian ve Ferit’i. Biri dev ahtapota yenik düşmüş, diğeri fırtınada dev dalgalarda kaybolmuştu. Sanırım yolculuk bitene kadar bütün mürettebatımı kayıp edeceğim.
Dünkü fırtınada geminin pusulası bozulmuş. Yolumuzu bulma şansımız giderek azalıyor. Sevdiklerimizi bir daha görebilir miyiz bilmiyorum.
Yorgunluk ve açlık dışında gemide hastalıklar da ortaya çıkmaya başladı. Benjamin ve Cevat baya hasta. Benimse tek derdim uyku, uyuyamıyorum. İlaçta yok ve sadece bir şişe rom kaldı geriye ama daha yolumuz uzun.
Hep sevdiğim kadına dönebilecek miyim diye düşünüyorum. Beni terk ettiği için bu yolculuğa çıkmıştım. Sadece özlüyor ve geri istiyorum.
Aynı kadın bir gün bana bir hikaye anlatmıştı. Bir erkeğe aşık olmuş, ne yapıp edip o adamı zorla tavlamış, her şeyi kendi yaparak ve yaratarak evlenmişti. Sonu iyi bitmese bile insanın aşık olunca neler yapabileceğini anlatıyordu hikaye.
Benimde tek istediğim buydu aslında. Seçtiğim, beğendiğim, aşık olduğum ve sevdiğim kadını alıp onu mutlu etmek, onun yanında kendi mutluluğumu ifade etmekti. Olmadı ve şimdi bu yolculuktayım. Ne berbat bir durum.
Güneşin doğduğu yöne doğru ilerliyoruz, otuz deniz mili hızla. Sonunda bir yere varırız umarım.
Bu gemide inanmadığım “Tanrımı” da buldum. Dua etmeye ihtiyacım var bana geri dönmesi için dua etmeye ihtiyacım var.
Tanrı herkese akıl fikir versin!
Amin!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder