
Cumartesi günü Ferit elinde bir kitapla eve döndü. Bütün bir gün için tek bir planı vardı, 4 şişe bira ve okuması gereken bu kitap. Terası denedi önce ama çok rüzgarlıydı, o da odasına çekildi, kapıyı kapadı ve çok kısık sesle Pink Floyd açıp kitabı okumaya başladı.
Daha kitabın başında yazanlar Ferit’i düşünmeye sevk etmişti bile. Oran, orantı, permutasyon, kombinasyon ve hepsi duygularla ilgili…
Aşık olduğun insanla bir uçakta yan yana oturma olasılığından bahsediyordu bir yerinde. Oda düşünmeye başladı kendi olasılığını.
Milyonda bir, milyarda beş, Ankara’da 3 ve şu anda tek!
Derken vicdanında bir rahatsızlık hissetti.
Daha başında yalan söylemişti, aşık olduğu kadın ona kaç kere aşık oldun diye sorunca.
“Üç” demişti, sayı doğruydu, ama olayın kahramanları yanlıştı.
Evet ilki üniversite yıllarındaydı. “Hımm” ne aşktı be! Evden gizlice kaçar, arabayı alt sokağa kadar iter buluşurdu.
İkinci bilindik mevzu idi. Çok ama çok uzun sürmüştü.
Üçüncüsü ise “O” idi.
İlk gördüğü andan itibaren “O”! Sadece “O” ve en çok “O”! karşılaştığı kafeden, şöminenin önünden ve eve bıraktığı andan itibaren sadece “O”.
Ama insan insandan o kadar korkar olmuştu ki, ne emek harcayacak cesaretleri, ne de aşkını söyleyecek cüretleri, ne de hayatlarının bir parçasını adayacak yanları kalmıştı. Aynı Ferit gibi.
Herkes kırılmaktan korktuğu için akşamları birine sarılıp uyumak yerine yorganına delice dolanmayı tercih eder olmuştu.
Terinin kokusunu, başkasının teninin kokusunu sevmeyi unutmuş, parfümünü sadece “a bu koku hoşuma gitti” diye alır olmuştu. Parfüm tenine uymuş mu sevgilisi kokuyu onun üzerinde beğenmiş mi, önemli değildi. Herkes bencildi artık.
Güzel bir gün geçirip akşam tutkulu bir sevişme sonrası, yorgun argın bir birine sarılıp uyuduktan sonra, sabah beraber uyanıp tekrar sevişmenin güzelliğini kaç kişi yaşıyordu ki Allah aşkına söyler misiniz.
İşte bu yüzden insanın sırtına yük olan kötü yaşam standartlarında bir “cüce”nin çıkıp da güzel bir kadına “seni seviyorum”, “sana aşığım” demesi oldukça zor görünüyordu.
Hele konu gerçekten kendi scalasanından, auara ölçerinden, İQ testinden, EQ tesitinden, İç dünya analizi, karakter testi, Kaf Dağı sınavı gibi birçok elekten geçmiş güzel bir kadınsa… “Ona” göre “harika” bir yaratıksa…
Velhasıl kelam, konuyu bağlamak gerekirse, Ferit aşık olmuştu. Ve aşkın en büyük tuzağına “zamana” yenik düşmüş sürükleniyordu. Her şeye acelesi vardı o kadar istiyordu ki yanında aşkını, o kadar kaybetmekten korkuyordu ki “Onu”, yenik düşmüştü duygularına.
Aslında kontrol abidesiydi. Duygularını, isteklerini ve düşüncelerini bastırma yeteneğini kazanmıştı zamanında. Tutabilirdi kendisini, unutabilirdi, düşünmeye bilirdi.
Yani kendisine bir sürü yalan söyleyebilirdi Ferit.
Ama istemedi. Bu sefer istemedi, kendisine aşık olmayan kadından aşkını saklamak istemedi. Paylaşmak, emek harcamak ve elinden geleni yaptıktan sonra kırılıp bükülmek istedi.
“Ya tutarsa”, “ya anlarsa”, “ya sonunda isterse", "ya gördüğüm kadar akıllıysa"...
“Zaman her şeyin ilacı genç adam!” dedi yaşlı babası “bekle ve konuşma, kimseyi dinleme, kalbinden ne geçiyorsa öyle yap!”
“Off” dedi Ferit yatakta, uyuyamıyordu ve tek duyduğu ilahi ses bu değildi, bir başkası kulaklarını tırmalıyodu.
Tik tak tik tak tik tak…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder