
“Biraz yalnız kalacağım ki seni daha çok seveceğim!” diye sesli sesli düşündü genç adam.
Özgürlüğünü yeni kazanmıştı. Geceleri “sadeliğini” yaşayabileceği bir evi de vardı artık.
Yaşadığı her şey daha bir “gerçek” olmuştu. Uykusu uyku, sefilliği kendi sefilliği, öpüşmesi romantik bir öpüşme, seksi de hakiki bir seksti.
Sonunda kendi için doğru bir karar vermiş olmanın megolomanlığı ve sınırsız şımarıklığıyla, “kendini” yaşamak istiyordu.
Böylelikle her geçen gün “kendini” daha çok sevecek, yalnızlığıyla yetinecek, dinlediği tüm şarkılardan daha çok keyif alacak ve gelecekte bir gün sevebileceğim bir kadın bulabilirim ihtimaliyle, “çiftlik hayatına” tam anlamıyla hazır olacaktı.
Yapması gereken bir sürü şeyi küçücük kağıtlara yazarak odasını bütün duvarlarına yapıştırdı.
Nereden başlaması gerektiğini bilmeden, sadece gerçek bir hayatı solumayı hedefleyerek harekete geçti.
Kalbindeki incecik sızı, beyninde bir sürü saçma hedef, uykusundaki hayaller ve içindeki bitmek bilmeyen güzel melodilerle hayatını rüzgara bıraktı.
“İçimdeki Şeytan ile her gün yeni bir anlaşma yapmak zorunda mıyım?”
“Bulamadın galiba kimse sevmedi
Seni sevmeyi benim kadar
Ne oldu neden sustun yoksa
Yalnız mısın sende benim kadar”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder