O gece çok soğuktu gerçekten. Son bahardan kışa geçtiğimizi müjdeleyen bir ayaz vardı. Odam kapkaranlıktı. Gözlerimi kocaman açmış ve göz bebeğimi büyültebildiğim kadar büyütmeme rağmen hiçbir şey görmüyordum. Çıt çıkmıyordu. Ne bir araba sesi, ne bir köpek havlaması, ne bir kedi miyavlaması, ne bir silah sesi, ne de tecavüze uğrayan bir kadının çığlıkları vardı. O kadar sessizdi ki ilk defa içimdeki korkuları, bu kadar net duyabiliyordum. Her biri beynimin ve ufacık vücudumun içerisinde, çığlık çığlığa bir sağa, bir sola doğru sürükleniyor, vücudumun içindeki her bir noktaya teker teker itinayla değdikçe, titremelerim ve kalbimdeki baskı büyüyerek artıyordu.
Gözümü kapatmaya çalıştığım, hatta odaklandığım her anda, kabuslar görmeye başlıyor, daha uyumadan ter içinde yataktan zıplıyordum. Bir litre su içtim o gece korkudan. Bu kaotik durum, bu korkularıma yenik düştüğüm basiretsiz anım, düşünebilme yeteneğimi de elimden almıştı. Yarım yamalak inandığım tanrımdan sızmayı dilemeye başlamıştım.
Ve gece gece kendimi bir bir, tane tane tüketmeyi en sonunda başardım. Önce başıma gelenlere kızdım, sonra yalnızlığıma ve derken bom boş yatağıma bağırırken buldum kendimi.
Aslında birine sızlanmak isterken her gecemi paylaştığım güzel yatağıma bağırıyordum:
“Ulan madem uyuyamıyorum niye biriyle sevişmiyorum!” diye.
Bende hemen çok önemli bir karar verdim ve gecemi tatlıya bağladım.
“ Yarın ilk iş kendime bir şişme bebek alıyorum. Oh be…”
Yine rahatladım…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder